http://www.okuloncesi.web.tr/images/altbanner468.png
Anasayfa arrow Makaleler arrow Sorumsuz ve öfkeli çocuklar yetiştirmeyin...

OYUNLAR

Çocuklar hayali oyunlarıyla duygularını ve düşüncelerini dışarı vurur. Olmak istedikleri kişiler olup kontrolün kendilerinde olduğu oyunlar uydururlar. Çevrelerindeki ebeveynleri taklit edip, gündelik hayatlarındaki deneyimlerini yaşatırlar. Hayali oyunlar çocukların sosyal, duygusal ve dil gelişimi için oldukça önemlidir.
Devamını oku...
 
Sorumsuz ve öfkeli çocuklar yetiştirmeyin... PDF E-posta

SORUMSUZ, ÖFKELİ ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEYİN…
    Bağıran, tepinen, yaşıtlarının ya da daha küçüklerin oyuncaklarını ellerinden alan, vuran, küfür eden çocuklar ve onları hiçbir şey yapmadan, müdahale etmeden, hatta gülümseyerek izleyen anneler…  bir kere bu çocukların çok “hassas” bir özgüvenleri var nedense!

Anneleri “ aman çocuğumun özgüveni zedelenmesin” diye çocuk ne yaparsa yapsın sesini çıkarmıyor. Sınır konulmayan, ne kadar olumsuz davranılırsa davranılsın ceza verilmeyen, hatasının bedelini yaşamaayan, sorumluluk almayan, saygısızlığı, bencilliği desteklenen çocuklarla ilgili soruları Prof dr. Bengi Semerci’ ye aktardık…

    “ah ben ona hiç hayır! Diyemiyorum. O kadar çok seviyorum ki üzülmesine dayanamıyorum…”
    Birçok anne baba bu cümleyi sıkça tekrarlıyor. Ona hayır dememenin sevgisini göstermek olmadığını bilmeden, hatta bazen zarar verici olduğunu düşünmeden. Nelere hayır diyemediklerine baktığımızda çocuğun neredeyse tüm yaşamını görebilirsiniz. Uyku saatinden, yemek yeme düzenine, ders çalışmasına, televizyon seyretmekten, kendine zarar verecek şeyleri denemesine değin gider. Sonuç olarak, anne babalar ya artık hiçbir zaman hayır diyemiyorlar,  ya gözlerinin önünde zararlı alışkanlıklara kapılmasını, okuldan kopmasını, gitmelerini istemedikleri yerlere gitmelerini çaresizlik içinde seyretmek kalıyor ya da günün birinde kendilerini, çok sıkıştıkları bir anda hayır dediklerini gören, o zamana kadar hayırın anlamını öğrenmediği için şaşkın ve isyankâr çocuklarına nedenleri anlatmaya çalışırken buluyorlar…
           
NASIL HAYIR DENİR?

    Prof Semerci, “Çocuklarımız doğdukları andan itibaren bize güvenmek ister” diyor. Yani, eğer biz, onlar adına verdiğimiz kararlarda, isteklerde tereddütlüysek, telaşlıysak, kaygılıysak onlar da öyle olacaktır. Onlarla her zaman net ve kararlı konuşmalıyız… Örneğin “yatman gerekli”, “bu programı seyretmemelisin” gibi isteklerimizi “iyi olur, ama ben aksine ikna olabilirim” ifadesi ve ses tonuyla değil, “gerekli ve yapmalısın” şeklinde söylediğimizde çocuk rahatlayacak ve yapacaktır. Aksi durumda aramızda gereksiz çatışmalar çıkacak, her iki tarafta üzülecektir. Prof Semerci her şeye evet demek kadar, her şeye hayır demenin yanlışlığına değiniyor. Gerçekten yapılmaması gerekenlere hayır demek çocuğa güven verir. Çocuklar her zaman sınırları zorlar. Ona sınır koymak, bu sınır gerçekçiyse ve doğruysa çocuğu da rahatlatacaktır. Hayır demeniz gereken konularda, başkalarından yardım almak, yani, “deden kızar” “öğretmen kızar” “doktora söylerim” demek sizi “iyi” anne baba olarak göstermez.
    Aksine yetersiz ve ne yapacağını bilmeyen erişkin olusunuz. Çocuk bu durumda yapmaması gerektiğini anlamayacak, sizin yanınızda ama kızabilecek kişilerin uzağında bu davranışların doğru olduğunu düşünecektir. Oysa çocuğunuz için doğru ve yanlışı öğreten otorite anne ve baba olarak siz olmalısınız.
    Çocuklarımıza doğruyu ve yanlışı, oluru olmazı öğretmek zorundayız, hem de anne baba olarak birlikte ve tek ses olarak. Onların sınırlara, nerede duracaklarını öğrenmeye, durmadıklarında karışılacakları bedelin ne olacağını bilmeye hakları var. Bunları öğrenecekleri yer de aileleri olmalı. Aileleri olmazsa başka birileri öğretebilir ki bu hem zarar hem de acı olabilir.
           
ÇOCUK YETİŞTİRMENİN REÇETESİ
•    Çocuklarımıza örnek olmalıyız.
•    Davranışlarımızda kararlı ve tutarlı olmalıyız.
•    Onlara yaşlarına uygun davranmalı, becerilerinden fazlasını ya da azını istememeliyiz.
•    Onları korumalı ve sevmeli, ancak aşırı koruyucu, kendi yaşantımızdan vazgeçip onlar adına her şeyi yapan sonra da kendi kendilerine yetmiyorlar diye kızan anne babalar olmamalıyız.

CEZA VE SINIR ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ
    Çocuk yürümeye başladığı andan itibaren evin içinde bir güç gösterisi başlar. İstediğini almaya ve ellemeye çalışan çocukla, ona engel olmaya çalışan büyükler arasındaki bu çatışma, doğru davranılmadığında büyük bir sorun haline gelir. Evdeki eşya çocuğun ulaşamayacağı yerlere kaldırılmaya başlanır, eline aldığında kızılır, ama bazen de oynamasına izin verilir.
    Çocuk bir türlü büyüklerin ne yapmaya çalıştığını anlayamaz. Yapmaması gerektiğini değil, büyükleri nasıl ikna edeceğini düşünmeye başlar. Oysa kararlı, devamlı ve doğru söylenen “hayır” çocuk için anlamlı olacaktır. Bir süre sonra ne yapacağını, ne yapmamasını öğrenen çocuk, yaptığı ve yapmadığı için bedeli, kazanacağı değeri de öğrenmiş olmalıdır. Cezalar, çocuğun canını fiziksel olarak yakmayacak, çocuğun yaşına uygun ve bir çeşit bedel ödeme olarak kabul edilebilecek şeylerdir. Çocuğun bir kez daha aynı şeyi yaptığında aynı yaptırımla karşılaşacağı durumlardır. Cezalar mutlaka çocuğun yaşına ve gelişim dönemine uygun olmalıdır. Ayrıca çocuk o cezayı daha önce öğrendiği ve yapmaması gereken bir durum için aldığını bilmelidir. Duruma uygun, haklı bir ceza çocuğu üzmez.

    Prof Dr. Semerci, ceza ve sınır konusunda ergenlik çağı başlangıcında olan bir çocuğun örneğini veriyor.
    “ergenlik başlangıcında olan bir çocuğun ne kadar bilgisayar oynama hakkı olduğunu, ders çalışması gerektiğini ve bunun görevi olduğunu öğrenmiş olması gerekir. Ayrıca, gelişimsel geriliği yoksa yaşı gereği isteklerini erteleyebilmesi beklenir. Bu durumda onun gelişimini ve görevleri aksatacak, olumsuz olarak etkileyecek oranda bilgisayar oynamasına engel olmak zarar vermek bir yana, onun yararınadır. Hatta anne babanın görevidir. Bunun adı ceza değildir. Bu sınır koyabilmektir ve gereklidir. Eğer sınır koymamıza rağmen devam ediyor, görevlerini aksatıyorsa bilgisayarı tamamen kaldırabilirsiniz… Bunu çocuk ceza olarak kabul edecektir. Ama aslında hala sınır koymaktır. Ceza bunu yaptığınızda kızgınlıkla kötü sözler söyler, yıkıcı davranışlarda bulunur, yalan söyler ya da benzer şeyler yaparsa, o zaman başka haklarını kısıtlamak olabilir. Bu da çocuğu ruhsal sorun yaratacak şekilde zedelemez. Aksine davranışlarını düşünmesine, yaptıklarını kendinin denetlemesi gerektiğini anlamasına neden olur.
    Çocuklarımıza sınır koymamız veya ceza vermemiz onları sevmekle ilgili değildir. Onlara da bunun sevgi ile ilgili olmadığını anlatmalıyız. Onlar hata yapsalar da, beklentilerimizi karşılamasalar da biz onları severiz. Sınır ve ceza arasındaki ayrımı yapamayan, akılları karışan aileler çocuklarının kişiliklerini zedeleyeceklerinden endişeleniyor. Burada fark edilmeyen bir şey var. Bedel ödemeyi bilmeyen, sınırsız çocuklarla, evden kaçan, umursamaz ve öfkeli çocuklar yaratılmaktadır. Aileler, çocuklarını yetiştirirken onların sınırlarını da belirlemek zorundalar. Yoksa ruhsal açıdan sağlıksız ve toplumla uyumsuz nesiller oluşur.

KAYNAK: Cumhuriyet Gazetesi Hafta Sonu 20/09/2008 Cumartesi

 
< Önceki
 

ÇOCUK PSİKOLOJİSİ

SINIFINIZI TANITIN

ÖĞRETNEM SORUNLARI

ÇOCUK KÜLTÜR & SANAT

ÇOCUK SAĞLIĞI

ÇOCUK SPORLARI